
En son yazımın tarihine baktım da uzun zaman olmuş bi şeyler karalamayalı. Bu döneme pek bi hızlı başladık ondan olsa gerek. Neyse en son eylülde kalmışım, kimler geldi kimler gitti eylülde...
Liseden çok yakın sevgili arkadaşım, eşi ve minik kızı Ece bize gelmişlerdi bir haftasonu. Gelir gelmez çocuklar hemen kaynaşıp koltukların üstünde zıplamaya başlamışlardı bile.
Güzeelce mangalımızı yakmıştık, ben mahallenin deli kadını olmayı göze alarak elimde süpürgeyle köpekleri kovalamıştım yiyecekleri kurtarmak için (Anti parantez, bu köpekler de nerden çıktı demeyelim: Çiğdem mahallesindeki köpek bakım evinden salıverilen kuçuların hepsi bütün çevre sakinlerini tehtid ediyor, insancıklar saldırıya uğruyor sürekli, korku içinde yürüyoruz sokakta).
Muhabbetimize geç saatlere kadar çeşitli likörler eşliğinde devam etmiştik. Bir de Ozan'ın tuvalet eğitimine denk gelmesydi canım arkadaşım, çok gülmüştük gerçi, Ozan'ı izlerinden takip ederek evdeki yerini bulmak pek bi heyecanlı olmuştu benim için.
Sonra sevgili kuz

enim uzak diyarlardan ailesiyle birlikte bizi ziyarete gelmişti. Annelikten, çocuklardan, iş hayatından konuşmuştuk. Minik Troy 1 yaşını geçtiği için artık çalışmak istediğini söylüyordu, part-time bir iş uygun olacak diyordu. Geçenlerde mailleştik, haftada 5 gün çalışacağı bir işe girmiş ve hayatından çok memnun. O da çocuk da yaparım kariyer de diyenler kervanına katılmış oldu böylece. Kendimi düşünüyorum da Ozan'ı 3 aylıkken evde bırakmıştım, 1 yaşına gelene kadar da med-cezirler yaşamıştım. Şimdi daha güçlü hissediyorum kendimi, hem iş yerinde hersey daha bir oturdu. Hani mesala diyorum oğluma bir kardeş gelse bile çalışmamak benim için artık seçenek olmaktan çoktan çıkmış durumda. Neyse ben daha Troy ve Ozan'dan bahsedecektim. Troy miniminnacık, cin bakışlı bir biblo çocuk, Ozan gibi de uyumlu olunca hemen kaynaşıp azmaya başladılar tabi. Keske daha uzun görüşebilseydik, bu kadarı ne çocuklara ne de bize yetti. Belki yakında biz gideriz o uzak diyaralara, kim bilir...